İlk romanım

“iki hayat” sizlerle

Kitabın kahramanlarından Marion Agnès kocası tarafından çocuğu olmadığı için terk edilince Paris’ten İstanbul’a döner. Maddi nedenlerden dolayı yıllar önce ayrıldığı […]

yazının devamı için tıklayın…
.

İ

Son Yazılar

Hey yavrum, hey!

Şarapla tatlandırıp, öyle içmeli seni. Yoksa bi’çare olur insan; delirir, çıldırır siyah beyaz fotoğrafındaki o esmer bakışlarına. Gülme be Rıfkı aşık adamın haline, doldur hele bardakları. … * Hey yavrum, hey! Hey Galata’nın mağrur delikanlısı, hey fakir fukaranın dostu Serseri Rıfkı! Sen de mi be, sende mi göçüp gidecektin şu garip soframızdan? Hey yavrum, hey! Biri ebediyete, diğeri!… Al...

Ölümün Rengi

Nice fırtınalar gelip geçiyor yapraklarından;
yağmurla ıslanıyor, güneş ile parıldıyorlar.
Sonra ölümün rengi kaplıyor her birini.
Fırtınaların koparamadığını
hafif bir rüzgar alıp götürüyor ebediyete doğru.
Çirkin değiller hayat buldukları toprağın üzerinde cansız yatarlarken;
sarıya, kızıla bürünmüş göz kamaştırıyorlar.

Kabuklu Fıstık

New Delhi’de günlük on dolara kalıyordum ara sokak otellerinin birinde. Kirli fayanslı, şofbenli, penceresiz bir odaydı. Hindistan standartlarına göre iyi sayılırdı; kirli fayansı böceksiz ve faresizdi. Otele açılan sokağı dardı; internet kafesi, Nepalli güzel insanlarının işlettiği lokantası -ki her akşam karabiberli sütlü çayını içmeden çıkmazdım odama- bir tane kargo şirketi ve topu topu bir...

Garson Kız

Gökyüzü denize düşmüş, öyle maviydi bugün. Yosun kokuluydu rüzgar. Hani kömür gözlü, garson bir kız vardı? Daha önce bahsetmiştim… sanırım… Belgin Doruğun gençlik hallerine bürünmüş, yürek yakan bu genç hanımdan. Mekong nehrinin yamacındaki kafede çalışıyordu. O geldi aklıma nedense bugün. Bir şişe şarap olsaydı şimdi, kırmızı etekli… Nehrin kenarında, balıkçı teknelerini seyrederken...