Şantiyede bir gece vakti

Ş

Gece 11.30. Buz gibi bir ayaz var. Otuz metre yükseklikte, reaktörün üstünde, tulumun altında titriyorum. Sözde uzman, uluslararası bir firmada çalışan iri kıyım Azerbeycanlı bir elaman yarım saattir içeride çalışıyor. Rafineri, etrafını saran ışıklar arasında masum bir tanrıçayı andırıyordu. Buz gibi havada sımsıcak bir görüntü. İzlemeye doyamıyor insan. Kollarında ölümcül H2S gazı gezindiğini biliyorum. Gaz dedektörü kalbimin üstünde asılı. Sinir bozucu sesi ara ara kulaklarımı çınlatıyor. Dakikalar geçiyor, soğuk parça parça ısırıyor, parmaklarım uyuşmaya başladı. Kafa fenerimin güçlü ışığıyla karanlık bir mağarayı andıran delikten içeri baktım, aşağıda, çok aşağılarda titrek bir ışığın kanat çırpışları belli belirsiz görünüyor. Birden ne olduğunu anlamadan, çalışanın bağlı olduğu emniyet sistemi boşa dönmeye başladı. Ali’yle birbirimize baktık. Kanca, emniyet sistemin ağzına sertçe çarpıp durdu. Telsizden anons geçtik. Meğerse yarım akıllı, çalışırken kancayı çıkartıp bir yere bağlamak istemiş. Dünya kendi canını umursamayan aptallarla dolu.
İşimiz bitti. Aracımıza binip büromuza döndük. Koltuğa oturdum. İçerisi sıcak. Kahvemi demleyip bardağa doldurdum. Telsizler hep bir ağızdan cızırdamaya başladı. İki solukla öldüren H2S gaz sızıntısı olmuş. Panik, çılgına dönen dedektörlerden anonsu yapan çalışanın sesine yansımış. Sektör bizi etkilemeyecek kadar uzakta. Koltuğa yaslanıp kahvemi yudumladım. Mesainin bitmesine daha dört saat var…

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile belirtilmiştir. Yorumu gönderebilmek için uygun rakamı giriniz.